MUHAMMED
BAYRAK
| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
|
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız. |
| Forum İstatistikleri |
» Toplam Üyeler 27 » Son Üye Fahriye » Toplam Konular 6,190 » Toplam Yorumlar 6,955 Detaylı İstatistikler |
DOWNLOADEN
AYET
FELSEFEMiZ
Raşit Tunca Sözü
GÜZEL SÖZ
Ramazan ve Orucun Faziletleri: İlahi Rahmetin Sonsuz İklimi
Giriş: Mübarek Ayın Manevi İklimine Yolculuk
İslam âlemi için her yıl heyecanla beklenen Ramazan ayı, rahmet, mağfiret ve bereket mevsimidir. Bu mübarek ay, Yüce Allah'ın kullarına sonsuz ikramlarını sunduğu, manevi atmosferin bütün müminleri kuşattığı müstesna bir zaman dilimidir. Oruç ibadeti ile taçlanan bu ay, Kur'an-ı Kerim'in indirilmeye başlandığı, içinde bin aydan daha hayırlı Kadir Gecesi'ni barındıran ilahi bir ziyafet sofrasıdır . Bu makalede, Ramazan ayının ve oruç ibadetinin faziletlerini, ayet ve hadisler ışığında derinlemesine inceleyeceğiz.
1. Ramazan Ayının Önemi ve Fazileti
Kur'an Ayı Ramazan
Ramazan ayını diğer aylardan ayıran en büyük özellik, Yüce Kitabımız Kur'an-ı Kerim'in bu ayda indirilmeye başlanmasıdır. Allah Teâlâ bu hakikati şöyle bildirir:
"Ramazan ayı, insanlara rehber olan, doğru yolu ve hak ile batılı ayırt etmenin apaçık delillerini içeren Kur'an'ın indirildiği aydır." (Bakara, 2:185)
Bu ayet, Ramazan'ın kutsiyetinin temel dayanağını oluşturur. Kur'an'ın nüzulüne sahne olan bu ay, müminler için bir hidayet rehberi olma özelliği taşır.
Rahmet, Mağfiret ve Kurtuluş Ayı
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) Ramazan ayının faziletini şu hadis-i şerifle müjdelemiştir:
"Ramazan ayı geldiği zaman cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar zincire vurulur." (Buhari, Savm, 5)
Bu hadis, Ramazan ayının manevi atmosferini ne güzel özetlemektedir. Bir başka hadis-i şerifte ise şöyle buyrulur:
"Ramazan ayının başı rahmet, ortası mağfiret, sonuysa Cehennemden kurtuluştur." (İbni Ebiddünya)
Bu ayda her gece, cehenneme girmesi gereken binlerce Müslüman affolur ve azat olur . Bu müjde, Ramazan'ın ne denli büyük bir fırsat ayı olduğunu göstermektedir.
Kadir Gecesi: Bin Aydan Daha Hayırlı
Ramazan ayında saklı bulunan Kadir Gecesi, Kur'an-ı Kerim'de müstakil bir sure ile tanıtılmış ve önemi şöyle vurgulanmıştır:
"Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır." (Kadir, 97:3)
Bu geceyi inanarak ve sevabını Allah'tan umarak ihya edenin geçmiş günahları affolur . Bu büyük fırsat, Ramazan ayının son on gününde aranmalı ve bu geceler ibadetle ihya edilmelidir.
2. Oruç İbadetinin Farziyeti ve Hikmeti
Orucun Farz Kılınışı
Oruç, İslam'ın beş temel şartından biri olarak Hicretin ikinci yılında farz kılınmıştır . Orucun farziyeti Kitap, Sünnet ve icma-i ümmet ile sabittir . Yüce Allah orucun farz kılındığını şöyle bildirir:
"Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı ki sakınasınız." (Bakara, 2:183)
Bu ayette dikkat çeken en önemli husus, orucun gayesinin takva yani Allah'a karşı sorumluluk bilinci kazanmak olduğudur. Oruç, mümini kötülüklerden alıkoyan manevi bir kalkandır .
Orucun Allah Katındaki Özel Yeri
Diğer ibadetlerden farklı olarak oruç, Allah'a izafe edilen özel bir konuma sahiptir. Kutsi bir hadiste şöyle buyrulur:
"Âdemoğlunun yaptığı her amel kendisi içindir, ancak oruç böyle değildir. Oruç benim içindir ve onun mükâfatını ben vereceğim." (Buhari, Savm, 2)
Bu ilahi beyan, orucun ne denli kıymetli bir ibadet olduğunu ve karşılığının sınırsız olacağını göstermektedir.
3. Ramazan Ayında Yapılan İbadetlerin Sevap Katları
Ramazan ayında yapılan ibadetlerin sevabı, diğer aylara göre katbekat fazladır. Bu konuda İmam-ı Rabbani hazretleri şöyle buyurmuştur:
"Bu ayda yapılan nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nafile ibadetlere verilen sevap, başka aylarda yapılan farzlar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir."
Bu müjde, Ramazan ayında ibadetleri artırmanın ne kadar büyük bir kazanç olduğunu ortaya koymaktadır. Farz namazlar, zekât, oruç gibi ibadetlerin sevabı yetmiş katına kadar çıkarken, nafile ibadetler de farz sevabına denk olmaktadır.
4. Orucun Bireysel ve Toplumsal Faydaları
Manevi Arınma ve Nefis Terbiyesi
Oruç, nefsi terbiye etmenin en etkili yoludur. Oruçlu kişi, gün boyu helal olan şeylerden dahi uzak durarak Allah'ın emrine itaat etmeyi öğrenir. Bu durum, kişiye irade denetimi kazandırır ve haramlardan korunma bilincini geliştirir . Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Oruç şehveti keser." (İmam Ahmed)
Gerçek oruç, sadece yeme içmeden değil, boş ve hayasızca sözlerden de uzak durarak tutulan oruçtur .
Sabır Mektebi
Oruç, sabrın yarısı olarak nitelendirilmiştir . Açlığa, susuzluğa ve nefsani arzulara karşı gösterilen sabır, mümini güçlendirir ve hayatın diğer zorluklarına karşı dayanıklı hale getirir. Bu yönüyle oruç, bir sabır mektebidir .
Toplumsal Dayanışma ve Yardımlaşma
Ramazan ayı, zengin ile fakir arasında köprüler kuran, toplumsal dayanışmanın doruk noktasına ulaştığı bir aydır. Oruç sayesinde açlık ve susuzluğun ne demek olduğunu bizzat deneyimleyen mümin, ihtiyaç sahiplerine karşı daha duyarlı hale gelir . Bu ayda zekât, fitre ve sadakalar artar, iftar sofraları kurulur, kardeşlik bağları güçlenir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu ayda yapılan harcamaların faziletini şöyle bildirmiştir:
"Ramazan ayında ailenizin nafakasını geniş tutunuz! Bu ayda yapılan harcama, Allah yolunda yapılan harcama gibi sevaptır." (İbni Ebiddünya)
Reyyan Kapısı Müjdesi
Oruç tutanlara özel bir müjde vardır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Cennette Reyyan adında bir kapı vardır. O kapıdan sadece oruç tutanlar girecektir." (Buhari, Savm, 4)
Bu müjde, oruç ibadetinin cennetteki müstesna karşılığını göstermektedir.
5. Ramazan'da Yapılması Tavsiye Edilen Ameller
Ramazan ayının faziletlerinden tam olarak istifade edebilmek için bazı sünnetleri ihya etmek büyük önem taşır:
İftar ve Sahur Sünnetleri
İftarı acele yapmak ve sahuru geciktirmek sünnettir
Hurma ile iftar etmek sünnettir
İftar duası okumak: "Zehebez-zama' vebtellet-il uruk ve sebet-el-ecr inşaallahü teâlâ"
Teravih Namazı
Teravih namazı, Ramazan ayına mahsus önemli bir sünnettir. Bu ayda oruç tutup geceleri de ibadetle geçirenin günahları affolur .
İftar Vermek
Bir oruçluya iftar vermenin büyük sevabı vardır. Hadis-i şerifte, bir oruçluya iftar verenin günahlarının affolacağı, cehennemden azat olacağı ve o oruçlunun sevabı kadar kendisine de sevap verileceği bildirilmiştir .
Mukabele ve Kur'an Tilaveti
Ramazan ayında Kur'an-ı Kerim'i hatmetmek ve mukabele yapmak büyük sevaptır. Cebrail (a.s.) her Ramazan Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile karşılıklı Kur'an okumuştur .
6. Oruçlu İçin Önemli Uyarılar
Ramazan ayının manevi ikliminden tam istifade edebilmek için bazı hususlara dikkat etmek gerekir:
Kötü söz ve davranışlardan kaçınmak: Peygamber Efendimiz (s.a.v.), "Bilhassa oruçlu iken çirkin, kötü söz söylemeyin! Biri size sataşırsa, ona 'Ben oruçluyum' deyin!" buyurmuştur .
Gıybet ve dedikodudan uzak durmak: Gerçek oruç, sadece aç kalmak değil, tüm azaları günahtan korumaktır.
Ramazan'a saygı göstermek: Bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin bütün senesi günah işlemekle geçer .
7. Ramazan Ayının Manevi Mirası
Ramazan ayı, mümin için bir eğitim kampı gibidir. Bu ayda kazanılan güzel alışkanlıkların, oruçtan sonraki on bir ayda da devam ettirilmesi hedeflenir. Nitekim İmam-ı Rabbani hazretleri şöyle buyurur:
"Bu ayda ibadet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasip olur."
Bu nedenle Ramazan ayını fırsat bilmeli, elden geldiği kadar ibadet etmeli ve Allah'ın razı olduğu işleri yapmalıyız.
Sonuç: Sonsuz Rahmet İkliminden İstifade
Ramazan ayı ve oruç ibadeti, Yüce Allah'ın kullarına bahşettiği en büyük manevi fırsatlardandır. Bu ayda rahmet kapıları ardına kadar açılır, günahlar bağışlanır, sevaplar kat kat verilir. Kadir Gecesi gibi bin aydan daha hayırlı bir geceyi bağrında saklayan bu mübarek ay, müminler için adeta bir kurtuluş reçetesidir.
Oruç, sadece aç ve susuz kalmak değil; sabrı öğrenmek, nefsi terbiye etmek, fakirin halinden anlamak ve takva bilinci kazanmaktır. Bu ibadetle mümin, Rabbiyle arasındaki bağı güçlendirir, günahlarından arınır ve cennete giden yolda önemli bir mesafe kat eder.
Rabbimiz, bizlere Ramazan-ı şerifin hakkını gereği gibi eda etmeyi, bu mübarek ayın rahmet, mağfiret ve bereketinden tam olarak istifade etmeyi nasip eylesin. Âmin.
Kaynakça
Kur'an-ı Kerim (Bakara Suresi, Kadir Suresi)
Buhari, Savm, Müslim, İman
İmam-ı Rabbani, Mektubat
Tirmizi, Nesai, Taberani, Deylemi hadis kaynakları
Diyanet İşleri Başkanlığı yayınları
Bu bir Karoglan Raşit Tunca Makalesidir
Raşit Tunca
Schrems, 02 Mart 2026
Giriş: Mübarek Ayın Manevi İklimine Yolculuk
İslam âlemi için her yıl heyecanla beklenen Ramazan ayı, rahmet, mağfiret ve bereket mevsimidir. Bu mübarek ay, Yüce Allah'ın kullarına sonsuz ikramlarını sunduğu, manevi atmosferin bütün müminleri kuşattığı müstesna bir zaman dilimidir. Oruç ibadeti ile taçlanan bu ay, Kur'an-ı Kerim'in indirilmeye başlandığı, içinde bin aydan daha hayırlı Kadir Gecesi'ni barındıran ilahi bir ziyafet sofrasıdır . Bu makalede, Ramazan ayının ve oruç ibadetinin faziletlerini, ayet ve hadisler ışığında derinlemesine inceleyeceğiz.
1. Ramazan Ayının Önemi ve Fazileti
Kur'an Ayı Ramazan
Ramazan ayını diğer aylardan ayıran en büyük özellik, Yüce Kitabımız Kur'an-ı Kerim'in bu ayda indirilmeye başlanmasıdır. Allah Teâlâ bu hakikati şöyle bildirir:
"Ramazan ayı, insanlara rehber olan, doğru yolu ve hak ile batılı ayırt etmenin apaçık delillerini içeren Kur'an'ın indirildiği aydır." (Bakara, 2:185)
Bu ayet, Ramazan'ın kutsiyetinin temel dayanağını oluşturur. Kur'an'ın nüzulüne sahne olan bu ay, müminler için bir hidayet rehberi olma özelliği taşır.
Rahmet, Mağfiret ve Kurtuluş Ayı
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) Ramazan ayının faziletini şu hadis-i şerifle müjdelemiştir:
"Ramazan ayı geldiği zaman cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar zincire vurulur." (Buhari, Savm, 5)
Bu hadis, Ramazan ayının manevi atmosferini ne güzel özetlemektedir. Bir başka hadis-i şerifte ise şöyle buyrulur:
"Ramazan ayının başı rahmet, ortası mağfiret, sonuysa Cehennemden kurtuluştur." (İbni Ebiddünya)
Bu ayda her gece, cehenneme girmesi gereken binlerce Müslüman affolur ve azat olur . Bu müjde, Ramazan'ın ne denli büyük bir fırsat ayı olduğunu göstermektedir.
Kadir Gecesi: Bin Aydan Daha Hayırlı
Ramazan ayında saklı bulunan Kadir Gecesi, Kur'an-ı Kerim'de müstakil bir sure ile tanıtılmış ve önemi şöyle vurgulanmıştır:
"Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır." (Kadir, 97:3)
Bu geceyi inanarak ve sevabını Allah'tan umarak ihya edenin geçmiş günahları affolur . Bu büyük fırsat, Ramazan ayının son on gününde aranmalı ve bu geceler ibadetle ihya edilmelidir.
2. Oruç İbadetinin Farziyeti ve Hikmeti
Orucun Farz Kılınışı
Oruç, İslam'ın beş temel şartından biri olarak Hicretin ikinci yılında farz kılınmıştır . Orucun farziyeti Kitap, Sünnet ve icma-i ümmet ile sabittir . Yüce Allah orucun farz kılındığını şöyle bildirir:
"Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı ki sakınasınız." (Bakara, 2:183)
Bu ayette dikkat çeken en önemli husus, orucun gayesinin takva yani Allah'a karşı sorumluluk bilinci kazanmak olduğudur. Oruç, mümini kötülüklerden alıkoyan manevi bir kalkandır .
Orucun Allah Katındaki Özel Yeri
Diğer ibadetlerden farklı olarak oruç, Allah'a izafe edilen özel bir konuma sahiptir. Kutsi bir hadiste şöyle buyrulur:
"Âdemoğlunun yaptığı her amel kendisi içindir, ancak oruç böyle değildir. Oruç benim içindir ve onun mükâfatını ben vereceğim." (Buhari, Savm, 2)
Bu ilahi beyan, orucun ne denli kıymetli bir ibadet olduğunu ve karşılığının sınırsız olacağını göstermektedir.
3. Ramazan Ayında Yapılan İbadetlerin Sevap Katları
Ramazan ayında yapılan ibadetlerin sevabı, diğer aylara göre katbekat fazladır. Bu konuda İmam-ı Rabbani hazretleri şöyle buyurmuştur:
"Bu ayda yapılan nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nafile ibadetlere verilen sevap, başka aylarda yapılan farzlar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir."
Bu müjde, Ramazan ayında ibadetleri artırmanın ne kadar büyük bir kazanç olduğunu ortaya koymaktadır. Farz namazlar, zekât, oruç gibi ibadetlerin sevabı yetmiş katına kadar çıkarken, nafile ibadetler de farz sevabına denk olmaktadır.
4. Orucun Bireysel ve Toplumsal Faydaları
Manevi Arınma ve Nefis Terbiyesi
Oruç, nefsi terbiye etmenin en etkili yoludur. Oruçlu kişi, gün boyu helal olan şeylerden dahi uzak durarak Allah'ın emrine itaat etmeyi öğrenir. Bu durum, kişiye irade denetimi kazandırır ve haramlardan korunma bilincini geliştirir . Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Oruç şehveti keser." (İmam Ahmed)
Gerçek oruç, sadece yeme içmeden değil, boş ve hayasızca sözlerden de uzak durarak tutulan oruçtur .
Sabır Mektebi
Oruç, sabrın yarısı olarak nitelendirilmiştir . Açlığa, susuzluğa ve nefsani arzulara karşı gösterilen sabır, mümini güçlendirir ve hayatın diğer zorluklarına karşı dayanıklı hale getirir. Bu yönüyle oruç, bir sabır mektebidir .
Toplumsal Dayanışma ve Yardımlaşma
Ramazan ayı, zengin ile fakir arasında köprüler kuran, toplumsal dayanışmanın doruk noktasına ulaştığı bir aydır. Oruç sayesinde açlık ve susuzluğun ne demek olduğunu bizzat deneyimleyen mümin, ihtiyaç sahiplerine karşı daha duyarlı hale gelir . Bu ayda zekât, fitre ve sadakalar artar, iftar sofraları kurulur, kardeşlik bağları güçlenir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu ayda yapılan harcamaların faziletini şöyle bildirmiştir:
"Ramazan ayında ailenizin nafakasını geniş tutunuz! Bu ayda yapılan harcama, Allah yolunda yapılan harcama gibi sevaptır." (İbni Ebiddünya)
Reyyan Kapısı Müjdesi
Oruç tutanlara özel bir müjde vardır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Cennette Reyyan adında bir kapı vardır. O kapıdan sadece oruç tutanlar girecektir." (Buhari, Savm, 4)
Bu müjde, oruç ibadetinin cennetteki müstesna karşılığını göstermektedir.
5. Ramazan'da Yapılması Tavsiye Edilen Ameller
Ramazan ayının faziletlerinden tam olarak istifade edebilmek için bazı sünnetleri ihya etmek büyük önem taşır:
İftar ve Sahur Sünnetleri
İftarı acele yapmak ve sahuru geciktirmek sünnettir
Hurma ile iftar etmek sünnettir
İftar duası okumak: "Zehebez-zama' vebtellet-il uruk ve sebet-el-ecr inşaallahü teâlâ"
Teravih Namazı
Teravih namazı, Ramazan ayına mahsus önemli bir sünnettir. Bu ayda oruç tutup geceleri de ibadetle geçirenin günahları affolur .
İftar Vermek
Bir oruçluya iftar vermenin büyük sevabı vardır. Hadis-i şerifte, bir oruçluya iftar verenin günahlarının affolacağı, cehennemden azat olacağı ve o oruçlunun sevabı kadar kendisine de sevap verileceği bildirilmiştir .
Mukabele ve Kur'an Tilaveti
Ramazan ayında Kur'an-ı Kerim'i hatmetmek ve mukabele yapmak büyük sevaptır. Cebrail (a.s.) her Ramazan Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile karşılıklı Kur'an okumuştur .
6. Oruçlu İçin Önemli Uyarılar
Ramazan ayının manevi ikliminden tam istifade edebilmek için bazı hususlara dikkat etmek gerekir:
Kötü söz ve davranışlardan kaçınmak: Peygamber Efendimiz (s.a.v.), "Bilhassa oruçlu iken çirkin, kötü söz söylemeyin! Biri size sataşırsa, ona 'Ben oruçluyum' deyin!" buyurmuştur .
Gıybet ve dedikodudan uzak durmak: Gerçek oruç, sadece aç kalmak değil, tüm azaları günahtan korumaktır.
Ramazan'a saygı göstermek: Bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin bütün senesi günah işlemekle geçer .
7. Ramazan Ayının Manevi Mirası
Ramazan ayı, mümin için bir eğitim kampı gibidir. Bu ayda kazanılan güzel alışkanlıkların, oruçtan sonraki on bir ayda da devam ettirilmesi hedeflenir. Nitekim İmam-ı Rabbani hazretleri şöyle buyurur:
"Bu ayda ibadet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasip olur."
Bu nedenle Ramazan ayını fırsat bilmeli, elden geldiği kadar ibadet etmeli ve Allah'ın razı olduğu işleri yapmalıyız.
Sonuç: Sonsuz Rahmet İkliminden İstifade
Ramazan ayı ve oruç ibadeti, Yüce Allah'ın kullarına bahşettiği en büyük manevi fırsatlardandır. Bu ayda rahmet kapıları ardına kadar açılır, günahlar bağışlanır, sevaplar kat kat verilir. Kadir Gecesi gibi bin aydan daha hayırlı bir geceyi bağrında saklayan bu mübarek ay, müminler için adeta bir kurtuluş reçetesidir.
Oruç, sadece aç ve susuz kalmak değil; sabrı öğrenmek, nefsi terbiye etmek, fakirin halinden anlamak ve takva bilinci kazanmaktır. Bu ibadetle mümin, Rabbiyle arasındaki bağı güçlendirir, günahlarından arınır ve cennete giden yolda önemli bir mesafe kat eder.
Rabbimiz, bizlere Ramazan-ı şerifin hakkını gereği gibi eda etmeyi, bu mübarek ayın rahmet, mağfiret ve bereketinden tam olarak istifade etmeyi nasip eylesin. Âmin.
Kaynakça
Kur'an-ı Kerim (Bakara Suresi, Kadir Suresi)
Buhari, Savm, Müslim, İman
İmam-ı Rabbani, Mektubat
Tirmizi, Nesai, Taberani, Deylemi hadis kaynakları
Diyanet İşleri Başkanlığı yayınları
Bu bir Karoglan Raşit Tunca Makalesidir
Raşit Tunca
Schrems, 02 Mart 2026
diyagram-gobeklitepe-8977371_1280.jpg (Dosya Boyutu: 505.5 KB / İndirme Sayısı: 29)
Göbekli Tepe: Tarihin Sıfır Noktasında Bir Devrim
Giriş: Bilinen Tarihi Değiştiren Keşif
Türkiye‘nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi‘nde, Şanlıurfa kent merkezinin yaklaşık 15 kilometre kuzeydoğusunda, Örencik Köyü yakınlarında bulunan Göbekli Tepe, arkeoloji dünyasında çığır açan bir keşiftir. "Göbekli Tepe" ismi, bölgede yuvarlak bir tepeyi tanımlamak için kullanılmış olup, günümüzde bu tepe, insanlık tarihine dair bildiklerimizi kökünden değiştiren bir arkeolojik sit alanına ev sahipliği yapmaktadır.
İlk olarak 1963 yılında İstanbul Üniversitesi ve Chicago Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen bir yüzey araştırmasında tespit edilen alan, o dönemde öneminin tam olarak anlaşılamaması nedeniyle "ilginç bir Neolitik yerleşim" olarak not edilmişti . Ancak 1994 yılında Alman arkeolog Klaus Schmidt‘in bölgeyi yeniden ziyaret etmesi, tarihin akışını değiştirecek bir sürecin başlangıcı oldu. Schmidt, daha önce Nevalı Çori‘de kazdığı T şeklindeki sütunlara benzeyen yapıları fark ederek burasının sıradan bir yerleşim değil, çok daha eski ve görkemli bir yapı topluluğu olabileceğini anladı . Ertesi yıl başlayan kazılar, Schmidt‘in 2014 yılındaki vefatına kadar devam etmiş, ardından İstanbul Üniversitesi, Şanlıurfa Müzesi ve Alman Arkeoloji Enstitüsü iş birliğiyle Türk prehistoryen Necmi Karul başkanlığında sürdürülmektedir . 2018 yılında ise bu eşsiz miras, UNESCO Dünya Mirası Listesi‘ne dahil edilerek tüm insanlığın ortak değeri olarak tescillenmiştir .
Göbekli Tepe, MÖ 9500‘lerden MÖ 8000‘e kadar, Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ‘da (Pre-Pottery Neolithic - PPN) iskan görmüş devasa bir yapılar topluluğudur . O dönemde insanların henüz avcı-toplayıcı bir yaşam sürdüğü, tarımın ve hayvancılığın başlamadığı düşünülürken, böylesine anıtsal yapıların inşa edilmesi, bilim dünyasında büyük bir şaşkınlık yaratmıştır. Bu durum, Göbekli Tepe‘yi "tarihin sıfır noktası" olarak tanımlanmasına yol açmış ve Neolitik Devrim‘e dair tüm teorilerin yeniden gözden geçirilmesine neden olmuştur .
Taş Tepeler ve Mimari Harikalar
Göbekli Tepe, Toros Dağları‘nın eteklerinde, Taş Tepeler bölgesinde, Harran Ovası‘na hakim kayalık bir plato üzerine kurulmuştur . Yaklaşık 300 metre çapında ve 15 metre yüksekliğindeki bu yapay tepe (höyük), aslında yüzyıllar boyunca inşa edilip terk edilen yapıların üst üste birikmesiyle oluşmuştur .
Üç Ana Tabaka:
Arkeolojik kazılar, Göbekli Tepe’de üç ana tabaka olduğunu ortaya koymuştur :
Katman III (MÖ 9500 - 9000): En eski ve en görkemli tabakadır. Bu dönemde, 10 ila 30 metre çapında, dairesel ve oval planlı anıtsal yapılar inşa edilmiştir. Bu yapıların en dikkat çekici özelliği, T şeklinde devasa kireçtaşı sütunlardır. Yükseklikleri 6 metreye, ağırlıkları ise 20 tona kadar ulaşan bu sütunlar, dünyanın bilinen en eski megalitleridir .
Katman II (MÖ 8800 - 8000): Daha geç bir döneme, Çanak Çömleksiz Neolitik B (PPNB) evresine tarihlenen bu tabakada, anıtsal dairesel yapıların yerini daha küçük, dikdörtgen planlı odalar almıştır. Ancak bu odaların içinde de daha küçük boyutlu T şeklinde sütunlar bulunması, bölgenin kutsal karakterini bir şekilde koruduğunu göstermektedir. "Aslanlı Sütun Yapısı" olarak adlandırılan yapı bu döneme aittir .
Katman I: En üst tabakadır ve erozyon ile geçmiş dönemlerdeki tarımsal faaliyetler sonucu oluşmuş en genç dolguları içerir .
T Şeklindeki Sütunlar ve Sembolizm:
Göbekli Tepe’nin en ikonik unsurları olan T şeklindeki sütunlar, arkeologlar tarafından stilize edilmiş insan figürleri olarak yorumlanmaktadır . Bazı sütunlarda oyulmuş insan kolları, eller ve kumaş parçaları bu yorumu güçlendirmektedir. Bu devlerin, topluluğun atalarını ya da doğaüstü varlıkları temsil ettiği düşünülmektedir . Yapıların içindeki konumlanışları ve birbirlerine bakmaları, belki de toplanma, ritüel veya hikaye anlatımı gibi sosyal işlevlere işaret etmektedir.
Hayvan Tasvirleri ve Sembolik Dil
Göbekli Tepe‘yi süsleyen kabartmalar, dönemin insanlarının sembolik dünyasına dair eşsiz ipuçları sunar. Sütunların çoğu, yabani hayvanların kabartmalarıyla bezelidir. Tilki, yaban domuzu, yaban ördeği, aslan, boğa, akrep, örümcek ve yılan en sık rastlanan figürler arasındadır. Özellikle akbaba tasvirleri, ölü gömme gelenekleriyle ilişkilendirilmektedir . İnsan figürüne ise oldukça az rastlanır; bulunan örnekler arasında çömelmiş bir kadın figürü veya başı kesilmiş bir insan betimlemesi sayılabilir .
Bu tasvirlerin ne anlama geldiği tam olarak bilinmemekle birlikte, totemik inançlar, koruyucu ruhlar veya mitolojik hikayelerin anlatıları olabilecekleri düşünülmektedir. Son yıllarda yapılan kazılarda, D Yapısı’nda gerçek boyutlarda, göğsünde, sırtında ve başında kırmızı, siyah ve beyaz pigment kalıntıları bulunan bir yaban domuzu heykeli keşfedilmiştir ki bu, dönemin sanatsal becerisi ve renk kullanımı hakkında önemli bilgiler vermektedir .
Göbekli Tepe'nin yorumlanmasındaki en büyük değişimlerden biri, sitenin işlevine dairdir. Klaus Schmidt, uzun yıllar boyunca buranın, avcı-toplayıcı grupların belirli dönemlerde bir araya geldiği, "dünyanın ilk tapınağı" olarak hizmet veren bir kutsel alan olduğunu savunmuştur. Bu teori, anıtsal yapıların varlığına karşın yerleşik yaşama dair kalıcı konut kalıntılarının bulunamamasına dayanıyordu .
Ancak son yıllarda, özellikle Necmi Karul başkanlığında yürütülen "Şanlıurfa Neolitik Araştırma Projesi" kapsamında elde edilen yeni bulgular, bu tabloyu önemli ölçüde değiştirmiştir. Jeomanyetik ölçümler ve kazılar, Göbekli Tepe'de anıtsal yapıların yanı sıra konut olarak kullanıldığı düşünülen dikdörtgen planlı yapıların da varlığını ortaya koymuştur . Ayrıca, yoğun tahıl işleme faaliyetine işaret eden öğütme taşları, havanlar ve dibekler gibi günlük yaşam araçları da bulunmuştur . Kaya içine oyulmuş ve en az 150 metreküp su toplama kapasitesine sahip sarnıçlardan oluşan bir yağmur suyu hasadı sisteminin keşfi, burada uzun süreli ve organize bir yerleşimin varlığını kanıtlar niteliktedir .
Bu nedenle, güncel arkeolojik görüş, Göbekli Tepe'yi artık sadece bir tapınak olarak değil, belirgin bir ritüel bileşene sahip bir yerleşim yeri olarak tanımlamaktadır. Burası, hem günlük yaşamın sürdüğü hem de karmaşık sosyal ilişkilerin ve inanç sistemlerinin anıtsal mimari ve sembollerle ifade edildiği bir merkezdir .
Bölgesel Bağlam: Taş Tepeler Kültürü
Göbekli Tepe'nin aslında bölgede yalnız olmadığı, daha geniş bir kültürel peyzajın parçası olduğu anlaşılmıştır. Yakınlardaki Karahan Tepe, Sefer Tepe, Harbetsuvan Tepesi, Taşlı Tepe ve diğerleriyle birlikte Taş Tepeler olarak adlandırılan bu oluşum, MÖ 10.000 ila 7.000 yılları arasında ortak bir kültürel kimliği paylaşan karmaşık Neolitik toplulukların varlığını göstermektedir . Tüm bu merkezlerde benzer T şeklinde sütunlar, ortak mimari gelenekler ve ikonografi görülmesi, dönemin güçlü bir sosyal etkileşim ağını işaret etmektedir .
Bu devasa yapıları inşa etmek, organize bir iş gücü, uzmanlaşmış zanaatkarlar ve güçlü bir sosyal motivasyon gerektiriyordu. Tahmini olarak bir sütunu ocaktan çıkarıp yerine yerleştirmek için yüzlerce insanın birlikte çalışması gerekiyordu . Bu durum, avcı-toplayıcı toplulukların sanıldığından çok daha karmaşık sosyal yapılara ve organizasyon becerilerine sahip olduğunu kanıtlamaktadır.
Göbekli Tepe'nin en büyük gizemlerinden biri de MÖ 8000 civarında neden ve nasıl terk edildiğidir. İlginç olan, yerleşimin basitçe boşaltılmamış olmasıdır. Anıtsal yapılar, bilinçli bir şekilde, taş kırıkları, hayvan kemikleri ve diğer dolgu malzemeleriyle doldurularak adeta gömülmüştür . Bu bilinçli terketme ritüeli, yapıların binlerce yıl boyunca bozulmadan günümüze kadar gelmesini sağlamıştır. Terk edilişin nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, iklim değişiklikleri, inanç sistemlerindeki dönüşüm veya tarımın yaygınlaşmasıyla birlikte eski avcı-toplayıcı ritüellerinin önemini yitirmesi gibi faktörlerin bir kombinasyonu olabileceği düşünülmektedir .
Sonuç: İnsanlık Tarihine Yeni Bir Bakış
Göbekli Tepe, yalnızca bir arkeolojik sit alanı değil, aynı zamanda insanlık tarihine dair temel kabulleri sorgulatan bir düşünce devrimidir. Yerleşik hayata geçişin ve tarımın başlamasının, anıtsal mimari ve karmaşık inanç sistemlerinin ön koşulu olmadığını kanıtlamıştır. Avcı-toplayıcılar, daha tahılı ehlileştirmeden, devasa tapınaklar veya toplanma merkezleri inşa edebilecek kadar gelişmiş bir sosyal organizasyona, iş bölümüne ve sembolik düşünce yeteneğine sahipti. Bu durum, "önce tarım, sonra medeniyet" şeklindeki klasik anlatıyı tersine çevirerek, belki de önce inancın ve sosyal ihtiyaçların insanları bir araya getirdiğini ve bu bir aradalığın da tarımın keşfini tetiklediğini düşündürmektedir .
Günümüzde kazıların yalnızca %10'luk bir kısmı tamamlanmıştır . Toprak altında daha keşfedilmeyi bekleyen onlarca anıtsal yapı ve sayısız eser, gelecekte bu olağanüstü uygarlığın hikayesini daha da aydınlatacaktır. Her yeni kazı sezonu, Göbekli Tepe'nin ve onu inşa eden insanların sırlarını biraz daha aralamakta, bizleri 12.000 yıl öncesine götürerek insanlık serüveninin bu kritik dönüm noktasına tanıklık etmemizi sağlamaktadır. Bu yönüyle Göbekli Tepe, sadece Türkiye'nin değil, tüm insanlığın ortak hafızasının en değerli hazinelerinden biri olmaya devam edecektir.
"Bu makale bir yapay zeka asistanı olan DeepSeek tarafından güncel veriler ışığında hazırlanmıştır"
Resim Kaynak :
Pixabay
diyagram-gobeklitepe-8977371_1280.jpg (Dosya Boyutu: 505.5 KB / İndirme Sayısı: 29)
diyagram-sanlurfa-8977361.jpg (Dosya Boyutu: 3.45 MB / İndirme Sayısı: 28)
diyagram-gobeklitepe-8977366.jpg (Dosya Boyutu: 1.7 MB / İndirme Sayısı: 28)
diyagram-gobeklitepe-8977371.jpg (Dosya Boyutu: 4.79 MB / İndirme Sayısı: 25)
Gemini_Generated_Image_aekcosaekcosaekc.png (Dosya Boyutu: 1.59 MB / İndirme Sayısı: 24)
Ramazan Ayı: Oruçtan Sahura, Teravihten İmsaka Kapsamlı Bir Rehber
Ramazan Ayı: Oruçtan Sahura, Teravihten İmsaka Kapsamlı Bir Rehber
Ramazan ayı, İslam alemi için kutsallığı, bereketi ve manevi derinliğiyle özel bir zaman dilimidir. Hicri takvime göre dokuzuncu ay olan Ramazan, Müslümanlar için yalnızca açlık ve susuzluktan ibaret bir ay değil; aynı zamanda nefsi terbiye etme, ruhu arındırma, Allah'a yakınlaşma ve toplumsal dayanışmayı güçlendirme fırsatıdır. Bu makalede, Ramazan ayının temel ibadetlerini ve kavramlarını detaylı bir şekilde ele alacağız.
Oruç: Sabır, Şükür ve Takva İbadeti
Oruç (Savm), Ramazan ayının en temel ve farz olan ibadetidir. Fecr-i sadıktan (tan yerinin ağarmasından) güneş batımına kadar yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmak anlamına gelir. Ancak oruç, sadece bedenin bu eylemlerden uzak durmasıyla sınırlı değildir. Asıl gaye, tüm azalarıyla oruç tutmak; gözü harama bakmaktan, dili yalan, gıybet ve kötü sözden, kulağı kötü söz işitmekten korumaktır.
Orucun Faydaları:
- Manevi Faydalar: Oruç, kişiye sabrı, iradeyi ve nefis kontrolünü öğretir. Açlık ve susuzluk deneyimi, nimetlerin kıymetini anlamayı, yoksul ve muhtaçların halini empatiyle kavramayı sağlar. Allah'a olan kulluk bilincini artırır ve takvayı güçlendirir.
- Fiziksel Faydalar: Bilimsel araştırmalar, orucun vücut için birçok faydası olduğunu göstermektedir. Sindirim sisteminin dinlenmesi, hücre yenilenmesi (otofaji), kan şekerinin dengelenmesi ve bağışıklık sisteminin güçlenmesi bunlardan bazılarıdır.
- Sosyal Faydalar: Ramazan, aile ve toplum içinde birlikte iftar ve sahur yapma geleneğiyle sosyal bağları güçlendirir. Zekat ve fitre gibi mali ibadetler aracılığıyla zenginle yoksul arasında köprüler kurulur, yardımlaşma ve dayanışma ruhu pekişir.
Akıl baliğ olan her Müslümanın oruç tutması farzdır. Ancak bazı durumlarda oruç tutmak kişiye ağır gelebilir veya sağlığına zarar verebilir. Bu durumlarda oruç tutmamak caizdir:
- Hasta ve oruç tutması sağlığına zarar verecek kişiler.
- Yolculukta olanlar.
- Hamile ve emziren kadınlar.
- Yaşlılık veya kronik hastalık nedeniyle oruç tutamayanlar (bu durumda fidye ödenir).
- Kadınların adet ve lohusalık dönemleri.
Teravih Namazı: Ramazan'ın Ruhani Sesi
Teravih namazı, Ramazan ayına özel, yatsı namazından sonra kılınan sünnet bir namazdır. Genellikle yirmi rekat olarak kılınır ve cemaatle camilerde veya evlerde kılınabilir. Teravih, "dinlenmek, rahatlamak" anlamına gelen "terviha" kelimesinden türemiştir, zira her dört rekatta bir oturup dinlenilir.
Teravih namazı, Kur'an'ın nazil olduğu bu ayda, Kur'an tilaveti ve namazla meşgul olmayı teşvik eder. Camilerde cemaatle kılınması, Müslümanların bir araya gelmesini, birlikte ibadet etmesini ve Ramazan'ın manevi atmosferini doyasıya yaşamasını sağlar.
Sahur: Berekete Uyanış
Sahur, oruç tutmaya niyet eden Müslümanların imsak vaktinden önce kalkarak yemek yiyip su içtikleri zamandır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Sahura kalkın, çünkü sahurda bereket vardır" buyurmuştur. Sahurun faydaları şunlardır:
- Fiziksel Güç: Sahur, gün boyu sürecek oruç için gerekli enerjiyi sağlar. Bu sayede açlık ve susuzluk hissi daha az olur, kişinin ibadetlerini ve günlük işlerini yerine getirmesi kolaylaşır.
- Manevi Hazırlık: Sahura kalkmak, bir nevi gece ibadetine hazırlanmak ve güne Allah'ın rızasını gözeterek başlamak demektir. Bu, günün geri kalanına manevi bir motivasyon katar.
- Sünnet-i Seniyye: Sahur yapmak, Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) kuvvetli bir sünnetidir.
İmsak: Orucun Başlangıç Noktası
İmsak, orucun başlangıç vaktidir. Tan yerinin ağarmasıyla birlikte, yeme, içme ve cinsel ilişki gibi orucu bozan davranışlardan uzak durma vaktinin geldiğini gösterir. İmsak ile birlikte sabah namazının vakti de girer.
İmsak ve Fecr-i Sadık:
- Fecr-i Kazip (Yalancı Tan): Gökyüzünde dikey olarak yükselen, kısa süreli bir aydınlıktır. Bu vakitte oruca başlanmaz.
- Fecr-i Sadık (Gerçek Tan): Ufukta yatay olarak yayılan, giderek artan bir aydınlıktır. İmsak vakti, Fecr-i Sadık'ın belirmesiyle başlar.
İftar: Kavuşma ve Şükür Anı
İftar, gün boyu Allah rızası için tutulan orucun, akşam ezanıyla birlikte açıldığı o mübarek andır. Sadece karın doyurmak değil, sabrın zaferini kutlamak ve verilen nimetler için şükretmektir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) iftar vaktinde yapılan duaların reddolunmayacağını müjdelemiştir.
İftar Vermenin (İftar Ettirmenin) Fazileti: İslam medeniyetinde iftar sofraları sadece hane halkı için değil, misafirler, dostlar ve özellikle ihtiyaç sahipleri için kurulur. Bir Müslüman kardeşine iftar ettirmek, büyük bir sevap kapısıdır.
- Aynı Sevabı Almak: Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Kim bir oruçluya iftar ettirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır. Üstelik bu sebeple oruçlunun sevabından hiçbir eksilme olmaz."
- Paylaşmanın Bereketi: İftar sofrası paylaşıldıkça bereketi artan bir sofradır. Eski bir gelenek olan "Diş Kirası" gibi incelikler, iftar vermenin toplumsal barışa ve sevgiye nasıl hizmet ettiğini gösterir.
Sonuç
Ramazan ayı, Müslümanlar için eşsiz bir manevi arınma ve yenilenme fırsatıdır. Oruçla nefsi terbiye etmek, teravihle ruhaniyetimizi beslemek, sahurla güne bereketle başlamak ve imsakla bu kutlu yolculuğa adım atmak, her biri Ramazan'ın derinliğini oluşturan önemli halkalardır. Bu ayın getirdiği tüm güzellikleri en iyi şekilde değerlendirerek, hem kendimiz hem de toplum için hayırlı ve bereketli bir Ramazan geçirmeyi temenni ederiz.
En popüler platformlar için 2026 yılı güncel görsel boyutları rehberi.png (Dosya Boyutu: 1.31 MB / İndirme Sayısı: 27)
En popüler platformlar için 2026 yılı güncel görsel boyutları rehberi
2026 yılı itibarıyla sosyal medya ve dijital platformlar için en iyi grafik boyutları, kullanıcı deneyimini iyileştirmek adına daha çok dikey (vertical) formatlara ve yüksek çözünürlüğe odaklanmaktadır.
Aşağıda, en popüler platformlar için 2026 yılı güncel görsel boyutları rehberi yer almaktadır:
1. Instagram Görsel Boyutları (2026)
Instagram artık gönderilerde 4:5 oranından 3:4 oranına geçişi desteklemektedir.
- Instagram Gönderileri (Post) - Önerilen: 1080 x 1440 piksel (3:4 oran).
- Dikey Gönderi (Portrait): 1080 x 1350 piksel (4:5 oran).
- Kare Gönderi: 1080 x 1080 piksel (1:1 oran).
- Reels ve Hikayeler (Stories): 1080 x 1920 piksel (9:16 oran).
- Profil Fotoğrafı: 320 x 320 piksel (daire içinde gösterilir).
2. YouTube Grafik Boyutları (2026)
- Kanal Kapak Fotoğrafı (Banner): 2560 x 1440 piksel (Önerilen), Minimum: 2048 x 1152 px.
- Video Küçük Resim (Thumbnail): 1280 x 720 piksel (16:9 oran).
- Profil Fotoğrafı: 800 x 800 piksel.
3. LinkedIn Görsel Boyutları (2026)
- Kişisel Banner: 1104 x 736 piksel.
- Şirket Banner: 1128 x 191 piksel.
- Gönderi Görseli: 1200 x 1200 piksel (Kare) veya 1200 x 627 piksel (Yatay).
4. X (Twitter) Görsel Boyutları (2026)
- Akış İçi Fotoğraflar (Landscape): 1280 x 720 piksel.
- Dikey Fotoğraf: 720 x 1280 piksel.
- Kare Fotoğraf: 1080 x 1080 piksel.
5. Web Sitesi ve Diğer Grafik Ölçüleri
- Logo (Yatay): 250 x 100px - 400 x 100px arası.
- Logo (Kare/Dikey): 160 x 160px.
- A4 Belge (Baskı/Dijital): 210 x 297 mm (300 DPI).
Önemli İpuçları
- Dikey Format: 2026'da 9:16 (Hikaye/Reels) ve 3:4/4:5 (Post) oranları, ekranın daha büyük kısmını kapladığı için daha yüksek etkileşim sağlar.
- Çözünürlük: Tüm görselleri en az 1080px genişliğinde yüklemek, kalite kaybını önler.
- Dosya Türü: Genellikle PNG (yüksek kalite) veya JPG (daha düşük boyut) tercih edilmelidir.
Hakikatin Beş Basamağı: Kâinat, İnsan, Ruh, Aşk ve Allah
Hakikat Ne? Maddenin gürültüsü ve modern dünyanın sığ tanımları arasında ruhumuzu diri tutacak o kadim sıralamayı yeniden hatırlıyoruz: Kâinattan insana, ruhtan aşka ve nihayetinde Allah’a uzanan beş basamaklı bir varlık yolculuğu...
Allah’ın peygamber aracılığı ile gönderdiği dinlerin sonuncusu İslam’dır ve peygamberi de Hazreti Muhammed’dir. İman, ibadet, ahlâk, hukuk, ekonomi, estetik değerler üzerine bina edilen İslam dininden başka bir din kabul edenler Allah katında kendilerini sorumluluktan kurtaramaz.
İNSANIN DİN İHTİYACI
İslam Allah’ın son dinidir!
İnsan bir din sahibi olmak ihtiyacındadır, bu bir zorunluluktur, dinsizlik ruhu darmadağın eden bir infilaktır. Dinlerin insanlık tarihine bıraktığı değerleri yok saymak ne acı! Geçip giden zaman ve sonsuz değişmeler insanın imtihan basamakları değil mi? Yüzyıllar öncesinin bize armağan olarak getirdiği hayat tecrübelerinin ilk baştan adının İslam olmasının sırrı burada tecelli etmektedir.
Allah katında dinin adı İslam’dır!
Çok olmaz hayatta, bazen birkaç kelimede tecelli eden hakikatle karşılaşır, bunu anlamak, bunun içinde bir renk olmak adına belki de bir ömrü veririz.
BEŞ KAVRAM, TEK HAKİKAT
Yıllar öncesinden şöyle bir paragraf aklımda kalmış; “Kâinatta tek hakikat varsa o insanın kendi varlığıdır. İnsanın hakikati ise ruhtur. Ruh için bir hakikat varsa o aşktır. Aşk için bir hakikat varsa o da Cenabı Hak’tır.”
Aman Allah’ım aman... Kaç yıl oldu bunu böyle aklımda tutmuş, en zor zamanlarda bu hikmetten aldığım ışık ile nice zorlukların üstesinden gelmiştim.
Bunlar neydi?
Kâinat, insan, ruh, aşk ve Allah...
Efendim sıralamaya dikkat buyurun; kâinat, insan, ruh, aşk, Allah.
İnsanın arayıp da bulamadığı sır sakın bu evrelerin tamamı olmasın erenler!
Kâinatın varlığının akıl ve duygu dünyasına yansımasının meydana getirdiği haşyet, insanı kulluk denilen sırra götürüp zincirliyor. İnsana gelince üzerinde oynanan oyunlara bakılırsa işinin hayli zor olduğu anlaşılıyor.
İnsan sûretinde yaratılmak lütuf ama adam olmak hiç de kolay değil. Her zamanın kendi dayattığı imkansızlıklar düşünülecek olursa esaslı bir imtihanla karşılaştığımızı söylemek istiyorum.
Gerçek nedir? Hakikate nasıl ulaşılır? Değer hükmü nasıl gerçekleşir? İnsan olarak kendi varlığımızda bulunan esmanın tecellisi için önce yapmamız gereken işler var.
Gerçek; onu düşünenden bağımsız olarak var olandır.
Hakikat; düşüncenin konusuna uygun olmasıdır, bu durum olay ve zaruret başlığı altında ikiye ayrılır; fizik, metafizik, ahlak başlıkları altında incelenir, zaruret ise zorunluluktan doğar, iki ile ikinin toplamının dört olduğudur.
Değer; gerçek ile hakikatin üzerine bina edilen bir olgudur o da; din, hukuk, ahlak, ekonomi ve estetik gibi alt branşlara ayrılır. Modern dünyanın anlamak istemediği bir anlam alanının tam da içindeyiz, ama gelin görün ki günlük sığ çekişmeler ve siyasi otorite tarafından yapılan din tanımları her şeyi bir çıkmaza sürüklüyor ki içinden çıkabilene aşk olsun!
AŞK İLE YANMAK
Ruh aslında o büyük lütfun en önemli ihsanı. Maddi varlığımızın can suyu olan o sır bizler tarafından geliştirilmeyi bekliyor. Maddenin üzerine abandığı o narin yapı ancak ibadet formatlarıyla diri tutulabiliyor, cihat arzularıyla da kanatlandırılabiliyor.
Madde ve ruh ayrımına hiç mi hiç girmeyelim. Bütünü parçalara ayırmakla varlığın sırlarına nüfuz edilebileceği zannedilmesin.
Aşk’a gelince orada beklemek o ulu Sultan’ın hikmeti için kapısından hiç mi hiç ayrılmamak gerekiyor. Yunus diliyle söyleyecek olursak: “Aşkın gönlüm yağmaladı /Ne olsam gerek şimdiden geri/Bir od bıraktın canıma /Yansam gerek şimdiden geri”
Kaynak:
Ali Büyükçapar, Altınoluk Dergisi, Sayı: 480
İslam ve İhsan
Hakikat Ne? Maddenin gürültüsü ve modern dünyanın sığ tanımları arasında ruhumuzu diri tutacak o kadim sıralamayı yeniden hatırlıyoruz: Kâinattan insana, ruhtan aşka ve nihayetinde Allah’a uzanan beş basamaklı bir varlık yolculuğu...
Allah’ın peygamber aracılığı ile gönderdiği dinlerin sonuncusu İslam’dır ve peygamberi de Hazreti Muhammed’dir. İman, ibadet, ahlâk, hukuk, ekonomi, estetik değerler üzerine bina edilen İslam dininden başka bir din kabul edenler Allah katında kendilerini sorumluluktan kurtaramaz.
İNSANIN DİN İHTİYACI
İslam Allah’ın son dinidir!
İnsan bir din sahibi olmak ihtiyacındadır, bu bir zorunluluktur, dinsizlik ruhu darmadağın eden bir infilaktır. Dinlerin insanlık tarihine bıraktığı değerleri yok saymak ne acı! Geçip giden zaman ve sonsuz değişmeler insanın imtihan basamakları değil mi? Yüzyıllar öncesinin bize armağan olarak getirdiği hayat tecrübelerinin ilk baştan adının İslam olmasının sırrı burada tecelli etmektedir.
Allah katında dinin adı İslam’dır!
Çok olmaz hayatta, bazen birkaç kelimede tecelli eden hakikatle karşılaşır, bunu anlamak, bunun içinde bir renk olmak adına belki de bir ömrü veririz.
BEŞ KAVRAM, TEK HAKİKAT
Yıllar öncesinden şöyle bir paragraf aklımda kalmış; “Kâinatta tek hakikat varsa o insanın kendi varlığıdır. İnsanın hakikati ise ruhtur. Ruh için bir hakikat varsa o aşktır. Aşk için bir hakikat varsa o da Cenabı Hak’tır.”
Aman Allah’ım aman... Kaç yıl oldu bunu böyle aklımda tutmuş, en zor zamanlarda bu hikmetten aldığım ışık ile nice zorlukların üstesinden gelmiştim.
Bunlar neydi?
Kâinat, insan, ruh, aşk ve Allah...
Efendim sıralamaya dikkat buyurun; kâinat, insan, ruh, aşk, Allah.
İnsanın arayıp da bulamadığı sır sakın bu evrelerin tamamı olmasın erenler!
Kâinatın varlığının akıl ve duygu dünyasına yansımasının meydana getirdiği haşyet, insanı kulluk denilen sırra götürüp zincirliyor. İnsana gelince üzerinde oynanan oyunlara bakılırsa işinin hayli zor olduğu anlaşılıyor.
İnsan sûretinde yaratılmak lütuf ama adam olmak hiç de kolay değil. Her zamanın kendi dayattığı imkansızlıklar düşünülecek olursa esaslı bir imtihanla karşılaştığımızı söylemek istiyorum.
Gerçek nedir? Hakikate nasıl ulaşılır? Değer hükmü nasıl gerçekleşir? İnsan olarak kendi varlığımızda bulunan esmanın tecellisi için önce yapmamız gereken işler var.
Gerçek; onu düşünenden bağımsız olarak var olandır.
Hakikat; düşüncenin konusuna uygun olmasıdır, bu durum olay ve zaruret başlığı altında ikiye ayrılır; fizik, metafizik, ahlak başlıkları altında incelenir, zaruret ise zorunluluktan doğar, iki ile ikinin toplamının dört olduğudur.
Değer; gerçek ile hakikatin üzerine bina edilen bir olgudur o da; din, hukuk, ahlak, ekonomi ve estetik gibi alt branşlara ayrılır. Modern dünyanın anlamak istemediği bir anlam alanının tam da içindeyiz, ama gelin görün ki günlük sığ çekişmeler ve siyasi otorite tarafından yapılan din tanımları her şeyi bir çıkmaza sürüklüyor ki içinden çıkabilene aşk olsun!
AŞK İLE YANMAK
Ruh aslında o büyük lütfun en önemli ihsanı. Maddi varlığımızın can suyu olan o sır bizler tarafından geliştirilmeyi bekliyor. Maddenin üzerine abandığı o narin yapı ancak ibadet formatlarıyla diri tutulabiliyor, cihat arzularıyla da kanatlandırılabiliyor.
Madde ve ruh ayrımına hiç mi hiç girmeyelim. Bütünü parçalara ayırmakla varlığın sırlarına nüfuz edilebileceği zannedilmesin.
Aşk’a gelince orada beklemek o ulu Sultan’ın hikmeti için kapısından hiç mi hiç ayrılmamak gerekiyor. Yunus diliyle söyleyecek olursak: “Aşkın gönlüm yağmaladı /Ne olsam gerek şimdiden geri/Bir od bıraktın canıma /Yansam gerek şimdiden geri”
Kaynak:
Ali Büyükçapar, Altınoluk Dergisi, Sayı: 480
İslam ve İhsan
Sahur Nedir? Sahurla İlgili Hadisler
Sahur ne demektir? Sahur yemeğinin dindeki yeri nedir? Sahur yapmanın fazileti ve bereketi nedir? Sahur hakkında hadisler.
Sahur yemeği, oruç tutacak kişilerin imsak vaktinden önce gece yedikleri yemektir.
SAHUR YAPMAK
Ramazan ayıda mümkün olduğu kadar sahur yapmaya gayret etmeliyiz. Sahurların yüksek fazîlet ve kıymeti hakkında Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
“Bir yudum su ile dahî olsa sahur yapınız.” (Abdurrazzâk, Mu sannef, IV, 227/7599)
“Sahur yemeği yiyin, zîrâ sahurda bereket vardır.” (Buhârî, Savm, 20)
Hadis-i şerifte buyrulur:
“İftarı acele ediniz; sahûru geciktiriniz!..” (Taberânî, Mûcemu’l-Kebîr, 25, 163)
SAHURUN BEREKETİ
Hz. Enes’ten rivayet edildiğine göre Resûlullah şöyle buyurdu:
“Sahur yapınız, zira sahurda bolluk-bereket vardır.” (Buhârî, Savm 20; Müslim, Sıyâm 45)
İbni Ömer (r.a.) dedi ki, Resûlullah‘ın iki müezzini vardı: Bilâl ve İbni Ümmü Mektûm. Resûlullah şöyle buyurdu:
“Bilâl geceleyin erkence ezan okur. Siz İbni Ümmü Mektûm ezan okuyuncaya kadar yiyip içiniz.”
İbni Ömer, “Bu ikisinin arasındaki zaman, biri inip diğeri çıkıncaya kadar geçen vakitten ibaretti” demiştir. (Buhârî, Ezân 11, 13, Şehâdât 11, Savm 17)
Resûlullah, oruç tutarken sahura kalkmayı ve iftarda acele etmeyi tavsiye etmiştir. (Buhârî, Savm, 45; Müslim, Sıyâm, 48; Tirmizî, Savm, 17/708.)
“Gündüzün orucuna sahur yemeği ile gecenin ibadetine de öğle uykusu ile yardımcı olunuz!” (Hâkim, I, 588)
Ebûbekir (r.a.) şöyle buyurur:
“Ramazan’da (Teravih) namazından ayrılıp, hizmetçilerden ale’l-acele sahur yemeği getirmelerini isterdik, çünkü fecrin doğmasından korkardık.” (Muvatta’, es-Salâtü fî Ramadân, 7)
“….Sakîf temsilcilerine İslâm’ın farzları ve ahkâmı öğretildi. Hz. Peygamber, Ramazan’ın kalan kısmında oruç tutmalarını da onlara emretti. Bilâl-i Habeşi, onların sahur ve iftar yemeklerini yanlarına götürürdü.” ( Vâkıdî, III, 968.)
SAHUR İLE SABAH NAMAZI ARASI
Zeyd İbni Sâbit (r.a.) dedi ki:
Biz Resûlullah ile birlikte sahur yemeği yedik sonra da sabah namazını kıldık. Sahur yemeği ile sabah namazı arasında ne kadar zaman geçti? diye soruldu. “Elli âyet okuyacak kadar” cevabını verdi. (Buhârî, Savm 19; Müslim, Sıyâm 47)
SAHURDA İBADET
Hz. Peygamber şöyle buyurmuşlardır:
“Nice oruç tutanlar vardır ki, orucundan kendisine kuru bir açlıktan başka bir şey kalmaz! Geceleri nice namaz (terâvih ve teheccüd) kılanlar vardır ki, namazlarından kendilerine kalan yalnız uykusuzluktur.” (İbn-i Mâce, Sıyâm, 21)
Allâh Teâlâ, teheccüd namazını Peygamber Efendimiz’e husûsî olarak farz kılmıştır. Bizler de Ramazan-ı Şerif içerisinde sahura kalktığımızda en az 2 rekat teheccüd namazı kılmaya gayret etmeliyiz. Nitekim âyet-i kerîmede şöyle buyrulur: “Gecenin bir kısmında da sâdece sana mahsus bir fazlalık olmak üzere Kur’ân ile teheccüd namazı kıl. Umulur ki Rabbin seni Makâm-ı Mahmûda eriştirir.” (el-İsrâ 17/79)
Teheccüd namazı ile ilgili Resûlullâh buyurdular:
“Gece namazına devam ediniz. Zira bu sizden önceki salihlerin ibadetidir. Çünkü gece ibadeti, Allah’a yakınlık günahlara kefaret olup insanı bedeni hastalıklardan korur ve günahlardan uzaklaştırır.” (Tirmizi, Deavât, 101)
“…Farzlar dışında en faziletli namaz, gece namazıdır.” (Müslim, Sıyâm, 203)
Yine Allah Resûlü buyururlar ki:
“Cebrâîl (a.s) geldi ve şöyle dedi: «…Hiç şüphe yok ki, mü’minin şerefi (değeri) teheccüd namazındadır…»” (Cem’u’l-Fevâid, I. 335)
İslam ve İhsan
Sahur ne demektir? Sahur yemeğinin dindeki yeri nedir? Sahur yapmanın fazileti ve bereketi nedir? Sahur hakkında hadisler.
Sahur yemeği, oruç tutacak kişilerin imsak vaktinden önce gece yedikleri yemektir.
SAHUR YAPMAK
Ramazan ayıda mümkün olduğu kadar sahur yapmaya gayret etmeliyiz. Sahurların yüksek fazîlet ve kıymeti hakkında Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
“Bir yudum su ile dahî olsa sahur yapınız.” (Abdurrazzâk, Mu sannef, IV, 227/7599)
“Sahur yemeği yiyin, zîrâ sahurda bereket vardır.” (Buhârî, Savm, 20)
Hadis-i şerifte buyrulur:
“İftarı acele ediniz; sahûru geciktiriniz!..” (Taberânî, Mûcemu’l-Kebîr, 25, 163)
SAHURUN BEREKETİ
Hz. Enes’ten rivayet edildiğine göre Resûlullah şöyle buyurdu:
“Sahur yapınız, zira sahurda bolluk-bereket vardır.” (Buhârî, Savm 20; Müslim, Sıyâm 45)
İbni Ömer (r.a.) dedi ki, Resûlullah‘ın iki müezzini vardı: Bilâl ve İbni Ümmü Mektûm. Resûlullah şöyle buyurdu:
“Bilâl geceleyin erkence ezan okur. Siz İbni Ümmü Mektûm ezan okuyuncaya kadar yiyip içiniz.”
İbni Ömer, “Bu ikisinin arasındaki zaman, biri inip diğeri çıkıncaya kadar geçen vakitten ibaretti” demiştir. (Buhârî, Ezân 11, 13, Şehâdât 11, Savm 17)
Resûlullah, oruç tutarken sahura kalkmayı ve iftarda acele etmeyi tavsiye etmiştir. (Buhârî, Savm, 45; Müslim, Sıyâm, 48; Tirmizî, Savm, 17/708.)
“Gündüzün orucuna sahur yemeği ile gecenin ibadetine de öğle uykusu ile yardımcı olunuz!” (Hâkim, I, 588)
Ebûbekir (r.a.) şöyle buyurur:
“Ramazan’da (Teravih) namazından ayrılıp, hizmetçilerden ale’l-acele sahur yemeği getirmelerini isterdik, çünkü fecrin doğmasından korkardık.” (Muvatta’, es-Salâtü fî Ramadân, 7)
“….Sakîf temsilcilerine İslâm’ın farzları ve ahkâmı öğretildi. Hz. Peygamber, Ramazan’ın kalan kısmında oruç tutmalarını da onlara emretti. Bilâl-i Habeşi, onların sahur ve iftar yemeklerini yanlarına götürürdü.” ( Vâkıdî, III, 968.)
SAHUR İLE SABAH NAMAZI ARASI
Zeyd İbni Sâbit (r.a.) dedi ki:
Biz Resûlullah ile birlikte sahur yemeği yedik sonra da sabah namazını kıldık. Sahur yemeği ile sabah namazı arasında ne kadar zaman geçti? diye soruldu. “Elli âyet okuyacak kadar” cevabını verdi. (Buhârî, Savm 19; Müslim, Sıyâm 47)
SAHURDA İBADET
Hz. Peygamber şöyle buyurmuşlardır:
“Nice oruç tutanlar vardır ki, orucundan kendisine kuru bir açlıktan başka bir şey kalmaz! Geceleri nice namaz (terâvih ve teheccüd) kılanlar vardır ki, namazlarından kendilerine kalan yalnız uykusuzluktur.” (İbn-i Mâce, Sıyâm, 21)
Allâh Teâlâ, teheccüd namazını Peygamber Efendimiz’e husûsî olarak farz kılmıştır. Bizler de Ramazan-ı Şerif içerisinde sahura kalktığımızda en az 2 rekat teheccüd namazı kılmaya gayret etmeliyiz. Nitekim âyet-i kerîmede şöyle buyrulur: “Gecenin bir kısmında da sâdece sana mahsus bir fazlalık olmak üzere Kur’ân ile teheccüd namazı kıl. Umulur ki Rabbin seni Makâm-ı Mahmûda eriştirir.” (el-İsrâ 17/79)
Teheccüd namazı ile ilgili Resûlullâh buyurdular:
“Gece namazına devam ediniz. Zira bu sizden önceki salihlerin ibadetidir. Çünkü gece ibadeti, Allah’a yakınlık günahlara kefaret olup insanı bedeni hastalıklardan korur ve günahlardan uzaklaştırır.” (Tirmizi, Deavât, 101)
“…Farzlar dışında en faziletli namaz, gece namazıdır.” (Müslim, Sıyâm, 203)
Yine Allah Resûlü buyururlar ki:
“Cebrâîl (a.s) geldi ve şöyle dedi: «…Hiç şüphe yok ki, mü’minin şerefi (değeri) teheccüd namazındadır…»” (Cem’u’l-Fevâid, I. 335)
İslam ve İhsan
Mü’min Mü’minin, Ramazan ise Gönlün Aynası
İki elin birbirini yıkayıp tertemiz çıkması gibi; mü’min mü’mini, Ramazan ise tüm ömrü paklar. Gönül aynamızdaki tozları silme ve aslımıza rücu etme vaktine dair bir muhasebe...
Ayna, insanın karşına geçer ve kırılacağını, küseceğini düşünmeden onda gördüklerini açıkça söyler. Lafını esirgemez, sözü dolaştırıp durmaz. İnsanın gönlünü hoş etmek için olmadık şeyler söylemez. Onun karşısında herkes boyunun ölçüsünü alır. Eksiğini fark eder; güzelliklerini seyreder.
MÜ’MİN MÜ’MİNİN, RAMAZAN İSE GÖNLÜN AYNASIDIR
Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, mü’mini, mü’minin aynası olarak vasfetmiştir. Mü’min, kardeşini samimî bir şekilde sevdiği, onun hayır ve güzelliğini istediği için bir ayna gibi hakikati konuşur; hak ve hayır olan şeyleri tavsiye eder, iyiliği emreder, kötülükten nehyeder. Görmediği, belki görmek istemediği kusurlarını hatırlatır; gözünden kaçan eksiklerini tamamlar. Bilir ki, mü’min kardeşi de kendisi için aynı şeyleri yapar. Bu yüzden iki elin birbirini sıvazlayarak yıkaması ve neticede ikisinin de tertemiz olması gibi, mü’min de mü’mini temizler, paklar.
Ramazân-ı Şerîf de bizim gönlümüzün aksettiği bir boy aynasıdır aslında… Rabbimize olan îman, itaat ve muhabbetimizin yansıdığı… Ya da günah, ihmal ve kusurlarımızın göründüğü…
Bazıları Ramazan bitince, “Mübarek on bir aylar geldi!” der, gönlündeki kokuşmuşluğu ortaya dökercesine… Belki bunu şakaya vurur da söyler, ama bu dile gelen hissiyat, Ramazan’ın ikliminden nasip alamamış, ham bir gönlün alâmetidir. Hâlbuki Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, ashâbı ve onları takip eden gönlü yüce insanlar, on bir ay boyunca Ramazan’ı iple çekerler; onun gelişini âdeta kapılarda beklerler.
Çünkü Ramazan, ömrün arınma, temizlenme mevsimidir. Dili, gönlü, ameli, bakışı, muâmelesi hata ve günahlarla kirlenmiş insanlar; bir ucundan kirli girdikleri bu aydan -gerektiği gibi değerlendirebildikleri takdirde- tertemiz çıkarlar.
KAYBETTİKLERİMİZİ BULMA VE ARINMA MEVSİMİ
Ramazan, kaybettiklerimizi bulma, “insan olduğumuzu hatırlama” ayıdır. Meselâ kalbimizi, vicdanımızı kaybetmişsek; açlıkla, sabırla, uykusuzlukla, zikirle, şükürle, tefekkürle bunları buluruz. Merhamet ve şefkatimizi kaybetmişsek, kendimize gelir, başkalarını da düşünmeye başlarız. Zamanı kaybetmiş, ömrümüzü nasıl geçirdiğimizi hesap etmez hâle gelmişsek; Ramazan ile dakikaların, günlerin, kalan ömrümüzün kıymetini anlarız. Kendimizi, o büyük hesap gününden önce hesaba çekmeye başlarız. Akrabalarımızı kaybetmişsek, anne-babamızdan, eşimizden, çocuklarımızdan kopmuşsak, komşumuzun yolunu unutmuşsak; fakirlerin, yetimlerin, dulların adresini hatırlamıyorsak; Ramazan rehber olur, elimizden tutar, kaybettiklerimizle bizi buluşturur.
KUR’ÂN’LA BULUŞMA VE PEYGAMBERÂNE BİR CÖMERTLİK
Ramazan, dünya koşuşturmasında ihmal ettiğimiz Kur’ân’la, sadaka ve infakla, oruçla, camiyle, cemaatle buluşturur bizi… Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Kur’ân’ın diliyle der ya:
“Peygamber der ki: «Ey Rabbim! Kavmim bu Kur’ân’ı büsbütün terk ettiler!»” (el-Furkân, 30)
Her ne kadar burada ilk kastedilen Kur’ân’ın çağrısına kulak vermeyen müşriklerse de, o çağrıyı duyup gereğini yerine getirmeyen, okumayan, anlamayan, yaşamayan ümmet-i Muhammed de bu şikâyetten yakasını kurtaramaz!
İşte Ramazân-ı Şerîf, bizim Allah, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve Kur’ân-ı Kerîm ile mesafemizi ölçen; onlara muhabbet ve bağlılığımızın seviyesini gösteren bir boy aynasıdır.
Ancak Ramazan’ın gelişiyle sevinen, oradaki faziletleri “güzellik” olarak gören, gözü ve gönlü şaşı olmamış bahtiyar kimseler; Ramazân-ı Şerîf’in kıymetini anlayabilir. Sadece onlar Ramazan’ın hakikatiyle mutlu olurlar, yürekten sevinirler.
Peygamber Efendimiz ile ilgili ashâbın tesbiti ne güzeldir: “O (s.a.v.) her zaman cömertti, ama Ramazan gelip Cebrâil ile mukâbele okumaya başladıklarında rüzgârlardan daha cömert olurdu.” (Bkz. Müslim, Fedâil, 50)
Cenâb-ı Hak, bu Ramazan’ı hepimiz için nice hayırlara ve hayırlı başlangıçlara vesîle kılsın. Her türlü günahtan ve kötü alışkanlıklardan âzâde eylesin. Hayırlarda yarışmayı; eksik ve kusurlu da girsek, tertemiz bir şekilde Ramazan’ı uğurlamayı hepimize nasîb etsin. Âmîn.
Kaynak:
Ömer Faruk Demireşik, Altınoluk Dergisi, Sayı: 480
İslam ve İhsan
İki elin birbirini yıkayıp tertemiz çıkması gibi; mü’min mü’mini, Ramazan ise tüm ömrü paklar. Gönül aynamızdaki tozları silme ve aslımıza rücu etme vaktine dair bir muhasebe...
Ayna, insanın karşına geçer ve kırılacağını, küseceğini düşünmeden onda gördüklerini açıkça söyler. Lafını esirgemez, sözü dolaştırıp durmaz. İnsanın gönlünü hoş etmek için olmadık şeyler söylemez. Onun karşısında herkes boyunun ölçüsünü alır. Eksiğini fark eder; güzelliklerini seyreder.
MÜ’MİN MÜ’MİNİN, RAMAZAN İSE GÖNLÜN AYNASIDIR
Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, mü’mini, mü’minin aynası olarak vasfetmiştir. Mü’min, kardeşini samimî bir şekilde sevdiği, onun hayır ve güzelliğini istediği için bir ayna gibi hakikati konuşur; hak ve hayır olan şeyleri tavsiye eder, iyiliği emreder, kötülükten nehyeder. Görmediği, belki görmek istemediği kusurlarını hatırlatır; gözünden kaçan eksiklerini tamamlar. Bilir ki, mü’min kardeşi de kendisi için aynı şeyleri yapar. Bu yüzden iki elin birbirini sıvazlayarak yıkaması ve neticede ikisinin de tertemiz olması gibi, mü’min de mü’mini temizler, paklar.
Ramazân-ı Şerîf de bizim gönlümüzün aksettiği bir boy aynasıdır aslında… Rabbimize olan îman, itaat ve muhabbetimizin yansıdığı… Ya da günah, ihmal ve kusurlarımızın göründüğü…
Bazıları Ramazan bitince, “Mübarek on bir aylar geldi!” der, gönlündeki kokuşmuşluğu ortaya dökercesine… Belki bunu şakaya vurur da söyler, ama bu dile gelen hissiyat, Ramazan’ın ikliminden nasip alamamış, ham bir gönlün alâmetidir. Hâlbuki Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, ashâbı ve onları takip eden gönlü yüce insanlar, on bir ay boyunca Ramazan’ı iple çekerler; onun gelişini âdeta kapılarda beklerler.
Çünkü Ramazan, ömrün arınma, temizlenme mevsimidir. Dili, gönlü, ameli, bakışı, muâmelesi hata ve günahlarla kirlenmiş insanlar; bir ucundan kirli girdikleri bu aydan -gerektiği gibi değerlendirebildikleri takdirde- tertemiz çıkarlar.
KAYBETTİKLERİMİZİ BULMA VE ARINMA MEVSİMİ
Ramazan, kaybettiklerimizi bulma, “insan olduğumuzu hatırlama” ayıdır. Meselâ kalbimizi, vicdanımızı kaybetmişsek; açlıkla, sabırla, uykusuzlukla, zikirle, şükürle, tefekkürle bunları buluruz. Merhamet ve şefkatimizi kaybetmişsek, kendimize gelir, başkalarını da düşünmeye başlarız. Zamanı kaybetmiş, ömrümüzü nasıl geçirdiğimizi hesap etmez hâle gelmişsek; Ramazan ile dakikaların, günlerin, kalan ömrümüzün kıymetini anlarız. Kendimizi, o büyük hesap gününden önce hesaba çekmeye başlarız. Akrabalarımızı kaybetmişsek, anne-babamızdan, eşimizden, çocuklarımızdan kopmuşsak, komşumuzun yolunu unutmuşsak; fakirlerin, yetimlerin, dulların adresini hatırlamıyorsak; Ramazan rehber olur, elimizden tutar, kaybettiklerimizle bizi buluşturur.
KUR’ÂN’LA BULUŞMA VE PEYGAMBERÂNE BİR CÖMERTLİK
Ramazan, dünya koşuşturmasında ihmal ettiğimiz Kur’ân’la, sadaka ve infakla, oruçla, camiyle, cemaatle buluşturur bizi… Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Kur’ân’ın diliyle der ya:
“Peygamber der ki: «Ey Rabbim! Kavmim bu Kur’ân’ı büsbütün terk ettiler!»” (el-Furkân, 30)
Her ne kadar burada ilk kastedilen Kur’ân’ın çağrısına kulak vermeyen müşriklerse de, o çağrıyı duyup gereğini yerine getirmeyen, okumayan, anlamayan, yaşamayan ümmet-i Muhammed de bu şikâyetten yakasını kurtaramaz!
İşte Ramazân-ı Şerîf, bizim Allah, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve Kur’ân-ı Kerîm ile mesafemizi ölçen; onlara muhabbet ve bağlılığımızın seviyesini gösteren bir boy aynasıdır.
Ancak Ramazan’ın gelişiyle sevinen, oradaki faziletleri “güzellik” olarak gören, gözü ve gönlü şaşı olmamış bahtiyar kimseler; Ramazân-ı Şerîf’in kıymetini anlayabilir. Sadece onlar Ramazan’ın hakikatiyle mutlu olurlar, yürekten sevinirler.
Peygamber Efendimiz ile ilgili ashâbın tesbiti ne güzeldir: “O (s.a.v.) her zaman cömertti, ama Ramazan gelip Cebrâil ile mukâbele okumaya başladıklarında rüzgârlardan daha cömert olurdu.” (Bkz. Müslim, Fedâil, 50)
Cenâb-ı Hak, bu Ramazan’ı hepimiz için nice hayırlara ve hayırlı başlangıçlara vesîle kılsın. Her türlü günahtan ve kötü alışkanlıklardan âzâde eylesin. Hayırlarda yarışmayı; eksik ve kusurlu da girsek, tertemiz bir şekilde Ramazan’ı uğurlamayı hepimize nasîb etsin. Âmîn.
Kaynak:
Ömer Faruk Demireşik, Altınoluk Dergisi, Sayı: 480
İslam ve İhsan
Ramazan ayında neler yapılır? Ramazan’da yapılacak ibadetler nelerdir? Ramazan’da 30 güne, 30 altın tavsiye...
Ramazan’da yapılması tavsiye edilen ameller:
RAMAZAN’DA YAPILACAK 30 ŞEY
Nitekim Abdullâh bin Ümm-i Mektûm (r.a.) Resûlullâh’a (s.a.s.) gelerek: “–Yâ Resûlallâh! Gözlerim görmüyor ve evim de câmiye uzak. Bir kılavuzum var, o da bana yardımcı olmuyor. Namazı evimde kılmama izin verir misiniz?” diye sordu. Efendimiz (s.a.s.): “–Ezânı duyuyor musun?” diye sordu ve “–Evet” cevâbını alınca: “–Senin için (cemaate gelmemen husûsunda) bir ruhsat bulamıyorum.” buyurdu. (Ebû Dâvûd, Salât, 46/552)
Yine Peygamber (s.a.s.) Efendimiz buyurur: “Allâh Teâlâ Ramazan’da orucu farz kıldı, ben de (terâvîh) namazını sünnet kıldım.” (İbn-i Mâce, Salât, 173)
Nitekim Abdullah İbni Abbâs’tan (r.a.) rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Ramazan ayında yapılan umre, tam bir hac sayılır, yahut da benimle birlikte yapılmış bir haccın yerini tutar.” (Buhârî, Umre 4)
Yine şöyle buyurmuştur: “Bir kimse, Müslümanların arasında bulunan bir yetimi alarak yedirip içirmek üzere evine götürürse, affedilmeyecek bir suç işlemediği takdirde, Allah Teâlâ onu mutlakâ cennete koyar.” (Tirmizî, Birr, 14/1917) “Bir kimse sırf Allah rızâsı için bir yetimin başını okşarsa elinin dokunduğu her saç teline karşılık ona sevap yazılır…” (Ahmed, V, 250)
Resûlullah (s.a.s.), Kur’ân-ı Kerîm’i, Cebrâil’den (s.a.s.) sonra bâzı sahâbîleriyle de mukàbele ederdi. (Ahmed, I, 405)
Nitekim âyet-i kerîmede buyrulur: “(Resûlüm!) De ki: Sizin (kulluk ve) yalvarmanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin?” (el-Furkân, 77)
Teheccüd namazı ile ilgili Resûlullâh (s.a.s.) buyurdular: “Gece namazına devam ediniz. Zira bu sizden önceki salihlerin ibadetidir. Çünkü gece ibadeti, Allah’a yakınlık günahlara kefaret olup insanı bedeni hastalıklardan korur ve günahlardan uzaklaştırır.” (Tirmizi, Deavât, 101)
Hz. Ayşe’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s.) vefat edinceye kadar Ramazan’ın son on gününde itikâfa girmiştir. Vefatından sonra eşleri itikâfa girmeye devam ettiler. (Buhârî, İ’tikâf 1; Müslim, İ’tikâf 5.)
İslâm kardeşliğini zedelemenin, Allâh’ın merhametinden mahrum bırakan ağır bir îman zaafı olduğu da âyet-i kerîmelerde şöyle ifâde buyrulur: “Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki esirgenesiniz.” (el-Hucurât, 10) “…Siz (gerçek) mü’minler iseniz Allah’tan korkun, (mü’min kardeşleriniz ile) aranızı düzeltin, Allah ve Rasûlü’ne itaat edin.” (el-Enfâl, 1)
Abdullah bin Mesud’dan (r.a.) rivâyet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Kıyâmet günü insanların bana en yakın olanı, bana en çok salât ü selâm getirenidir.” (Tirmizî, Vitir, 21/484)
Zîrâ hadîs-i şerîfte Peygamber (s.a.s.) Efendimiz şöyle buyurur: “Cebrâîl Aleyhisselam bana göründü ve; «Ramazan’a erişip de günahları affedilmeyen kimse rahmetten uzak olsun!» dedi. Ben de «Âmîn!» dedim…” (Hâkim, IV, 170/7256; Tirmizî, Deavât, 100/3545) Yine Hz. Peygamber (s.a.s.): “Ben, günde yüz kere istiğfâr ederim…” (Müslim, Zikir, 42) buyurmuşlardır.
Abdullah İbn Ömer’den (r.a.) şöyle dediği nakledilmiştir: “Hz. Peygamber fıtır sadakasını (fitreyi) köle, erkek, kadın, küçük ve büyüklere farz kılmış ve insanlar (bayram) namazına çıkmadan önce verilmesini emretmiştir.” (Buhârî, Zekât, 76; Müslim, Zekât, 12 .)
Yine Rasûlullah (s.a.s.) buyurur: “Oruç tutan kimse; yalan, dolan ve bu gibi şeylere başvurmamalıdır. (Zira) insanları (sadece) yemek ve içmekten alıkoyacak bir oruca Cenâb-ı Hakk’ın ihtiyacı yoktur.” (Buhârî, Kitâbu’s-Savm; Tirmizî, Bâbu’s-Savm; Ebû Dâvûd, Savm, 236; İbn-i Mâce, 122)
Nitekim bir hadîs-i şerîfte şöyle buyrulur: “Nice oruç tutanlar vardır ki orucundan kendisine kuru bir açlıktan başka bir şey kalmaz! Geceleri nice namaz (terâvih ve teheccüd) kılanlar vardır ki, namazlarından kendilerine kalan, yalnız uykusuzluktur.” (İbn-i Mâce, Sıyâm, 21)
Kaynak:
Altınoluk Dergisi, Sayı: 399
İslam ve İhsan
Ramazan’da yapılması tavsiye edilen ameller:
RAMAZAN’DA YAPILACAK 30 ŞEY
- Bütün Azalarına Oruç Tuttur
- Muhtaçları Sevindir
- Sükûtunu Artır
- Tefekkürünü Artır
- Zikrini Artır
- Beş Vakit Namazı Camide Kıl
Nitekim Abdullâh bin Ümm-i Mektûm (r.a.) Resûlullâh’a (s.a.s.) gelerek: “–Yâ Resûlallâh! Gözlerim görmüyor ve evim de câmiye uzak. Bir kılavuzum var, o da bana yardımcı olmuyor. Namazı evimde kılmama izin verir misiniz?” diye sordu. Efendimiz (s.a.s.): “–Ezânı duyuyor musun?” diye sordu ve “–Evet” cevâbını alınca: “–Senin için (cemaate gelmemen husûsunda) bir ruhsat bulamıyorum.” buyurdu. (Ebû Dâvûd, Salât, 46/552)
- Teravih Namazı Kıl
Yine Peygamber (s.a.s.) Efendimiz buyurur: “Allâh Teâlâ Ramazan’da orucu farz kıldı, ben de (terâvîh) namazını sünnet kıldım.” (İbn-i Mâce, Salât, 173)
- İftar Ver
- Umre Yap
Nitekim Abdullah İbni Abbâs’tan (r.a.) rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Ramazan ayında yapılan umre, tam bir hac sayılır, yahut da benimle birlikte yapılmış bir haccın yerini tutar.” (Buhârî, Umre 4)
- İftariyelik Dağıt
- Bir Yetim Sevindir
Yine şöyle buyurmuştur: “Bir kimse, Müslümanların arasında bulunan bir yetimi alarak yedirip içirmek üzere evine götürürse, affedilmeyecek bir suç işlemediği takdirde, Allah Teâlâ onu mutlakâ cennete koyar.” (Tirmizî, Birr, 14/1917) “Bir kimse sırf Allah rızâsı için bir yetimin başını okşarsa elinin dokunduğu her saç teline karşılık ona sevap yazılır…” (Ahmed, V, 250)
- Sahurları İhmal Etme
- Kur’an Hatmi Yap
Resûlullah (s.a.s.), Kur’ân-ı Kerîm’i, Cebrâil’den (s.a.s.) sonra bâzı sahâbîleriyle de mukàbele ederdi. (Ahmed, I, 405)
- Duanı Artır
Nitekim âyet-i kerîmede buyrulur: “(Resûlüm!) De ki: Sizin (kulluk ve) yalvarmanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin?” (el-Furkân, 77)
- İftar Davetine Git
- Teheccüd Kıl
Teheccüd namazı ile ilgili Resûlullâh (s.a.s.) buyurdular: “Gece namazına devam ediniz. Zira bu sizden önceki salihlerin ibadetidir. Çünkü gece ibadeti, Allah’a yakınlık günahlara kefaret olup insanı bedeni hastalıklardan korur ve günahlardan uzaklaştırır.” (Tirmizi, Deavât, 101)
- İtikâfa Gir
Hz. Ayşe’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s.) vefat edinceye kadar Ramazan’ın son on gününde itikâfa girmiştir. Vefatından sonra eşleri itikâfa girmeye devam ettiler. (Buhârî, İ’tikâf 1; Müslim, İ’tikâf 5.)
- Küsleri Barıştır
İslâm kardeşliğini zedelemenin, Allâh’ın merhametinden mahrum bırakan ağır bir îman zaafı olduğu da âyet-i kerîmelerde şöyle ifâde buyrulur: “Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki esirgenesiniz.” (el-Hucurât, 10) “…Siz (gerçek) mü’minler iseniz Allah’tan korkun, (mü’min kardeşleriniz ile) aranızı düzeltin, Allah ve Rasûlü’ne itaat edin.” (el-Enfâl, 1)
- Her Güne Bir Sadaka Ver
- İftar Açmakta Acele Et
- Salat ü Selamı Artır
Abdullah bin Mesud’dan (r.a.) rivâyet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Kıyâmet günü insanların bana en yakın olanı, bana en çok salât ü selâm getirenidir.” (Tirmizî, Vitir, 21/484)
- İşlediğin Hayırla Sevin
- Son On Geceyi İhya Et
- Çocukları Oruca Alıştır
- Tevbeni Artır
Zîrâ hadîs-i şerîfte Peygamber (s.a.s.) Efendimiz şöyle buyurur: “Cebrâîl Aleyhisselam bana göründü ve; «Ramazan’a erişip de günahları affedilmeyen kimse rahmetten uzak olsun!» dedi. Ben de «Âmîn!» dedim…” (Hâkim, IV, 170/7256; Tirmizî, Deavât, 100/3545) Yine Hz. Peygamber (s.a.s.): “Ben, günde yüz kere istiğfâr ederim…” (Müslim, Zikir, 42) buyurmuşlardır.
- Bayramın, Başkasına Bayram Olsun
- Fitre Ver
Abdullah İbn Ömer’den (r.a.) şöyle dediği nakledilmiştir: “Hz. Peygamber fıtır sadakasını (fitreyi) köle, erkek, kadın, küçük ve büyüklere farz kılmış ve insanlar (bayram) namazına çıkmadan önce verilmesini emretmiştir.” (Buhârî, Zekât, 76; Müslim, Zekât, 12 .)
- İnfakını Artır
- Orucunu Zedeleme
Yine Rasûlullah (s.a.s.) buyurur: “Oruç tutan kimse; yalan, dolan ve bu gibi şeylere başvurmamalıdır. (Zira) insanları (sadece) yemek ve içmekten alıkoyacak bir oruca Cenâb-ı Hakk’ın ihtiyacı yoktur.” (Buhârî, Kitâbu’s-Savm; Tirmizî, Bâbu’s-Savm; Ebû Dâvûd, Savm, 236; İbn-i Mâce, 122)
- İhlasını Artır
Nitekim bir hadîs-i şerîfte şöyle buyrulur: “Nice oruç tutanlar vardır ki orucundan kendisine kuru bir açlıktan başka bir şey kalmaz! Geceleri nice namaz (terâvih ve teheccüd) kılanlar vardır ki, namazlarından kendilerine kalan, yalnız uykusuzluktur.” (İbn-i Mâce, Sıyâm, 21)
Kaynak:
Altınoluk Dergisi, Sayı: 399
İslam ve İhsan
Ramazan ve Orucun Kazandırdıkları
Ramazan ve orucun insana ve topluma kazandırdıkları nelerdir? İşte Ramazan ve orucun 20 kazancı.
Evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennem azabından kurtuluş olan Ramazan ayı, ilâhi kazançların yanında mübarek bir aydır.
RAMAZAN VE ORUNCUN 20 KAZANCI
Bu mübarek ay bize neler kazandırdı? Bunu maddeler halinde şöyle sıralayabiliriz:
1. Buhari, Savm 4, Bed’ül-Halk 9; Müslim, Sıyâm 166. 2. Buhari, Savm 9; Müslim, Sıyâm 164. 3. Buhari, Salâtü’t-Terâvih 1; Müslim, Salâtü’l-Misafirin ve Kasriha, 173. 4. Tirmizi, Savm 82 (807); İbn Mâce, Sıyâm 45. 5. Bakara 2/185. 6. Buhari, Savm 2, 9; Müslim, Sıyâm 164. 7. Buhari, Savm 26, Eymân 15: Müslim, Sıyâm 171. 8. Buhari, Savm 2, 9; Müslim, Sıyâm 164. 9. Buhari, Savm 2, 9; Müslim, Sıyâm 164. 10. Buhari, Savm 5, Bed’ül-Halk 11: Müslim, Sıyâm 2; Nesâî, Sıyâm 5. 11. Buhari, Savm 20; Müslim, Sıyâm 45; Nesâî, Savm 18. 12. Tirmizi, Savm 17.
Kaynak:
Vehbi Akşit, Altınoluk Dergisi, Sayı: 365
İslam ve İhsan
Ramazan ve orucun insana ve topluma kazandırdıkları nelerdir? İşte Ramazan ve orucun 20 kazancı.
Evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennem azabından kurtuluş olan Ramazan ayı, ilâhi kazançların yanında mübarek bir aydır.
RAMAZAN VE ORUNCUN 20 KAZANCI
Bu mübarek ay bize neler kazandırdı? Bunu maddeler halinde şöyle sıralayabiliriz:
- Öncelikle vakitlerimizi tanzim etti. Ramazan’dan önce sahurun, iftarın vaktinden habersiz, istediğimiz zaman yiyip içerken bu belli bir programa bağlandı. Yemeklerimiz artık saatinde yenmeye başladı. Buna en çok sevinen de hanımlarımız ve annelerimiz oldu. Çünkü diğer zamanlarda ayrı ayrı yenen yemekler, Ramazan ayında ailelerin birlikte oldukları yegâne mekân haline geldi.
- Oruç bize irademizin ne kadar sağlam olduğunu gösterdi. Sofra kurulmuş, üzerinde çeşit çeşit yiyecekler hazır olduğu, bizi onları yemek için engelleyecek hiçbir insan olmadığı halde, Allah’a olan saygımızdan, ezan okunmadan elimizi sofraya götüremedik.
- İbadetlerimizde bir düzen hâkim oldu. Günde beş vakit namazımızı cemaatle kılmaya devam ettik. Cemaat şuuruna vardık. Aynı safta, aynı kıbleye yönelerek, bizleri yaratan ilâhî gücün sahibi Allah’ın huzurunda bir fâni kul olduğumuzu tekrar tekrar yaşadık.
- Oruç tutanlar için bir cennetin hazırlandığını ve bu cennete Reyyân adının verildiğini öğrendik. Kıyamet gününde sadece o kapıdan oruç tutanların gireceğini[1] duyunca, oruç ibadetinin sevabının Allah tarafından verileceği[2] müjdesini daha iyi anlamış olduk.
- Çoluk çocuğumuzla birlikte aynı sofrada yemek yedik. Hele çocuklarımızın balkondan, pencereden, kapıdan, çatıdan minarelerin ışıklarının yanıp, ezan okunduğunun sevinçli haberini sofrada bekleyenlere iletmesinin verdiği sıcak havayı teneffüs ettik.
- Teravih namazına giderek, huşû içerisinde yirmi rekât namaz kılmanın sevabına inanarak ve mükâfatını yalnızca Allah’tan umarak kılanların geçmiş günahlarının affedileceği[3] müjdesini almış olduk.
- “Ramazan münasebetiyle kapalıyız” diye meyhanesinin, içkili lokantasının camına ilân yapıştıranları, Ramazan’a saygı gösterenleri gördük. Fakat bu yerlerin bayramda açılacağını düşününce, meyhanelerin sadece Ramazan’da değil de daima kapalı olmasının ne kadar huzur verici olduğunu düşündük. Ancak, İslam’ın, manevi hayatın doya doya yaşandığı bu mevsimde oruçtan, namazdan habersiz nesilleri gördükçe, Müslümanların gözünün içine baka baka oruç yiyenleri gördükçe gelecek nesiller için de bir hayli üzüldük.
- Zekât ve fitrelerimizi ihtiyaç sahibi kardeşlerimize vererek, onların evlerinin de şenlenmesine vesile olmanın sevincini yaşadık. Fakir fukarayı gözeterek, onları da iftar sofralarımıza davet ettik. İftar ettirdiğimiz kişi veya kişilerin alacağı sevap kadar sevap alacağımızı da öğrendik. Üstelik bu sebeple oruçlunun sevabından hiçbir eksilme olmayacağını da kavradık.[4]
- Ramazan ayında suç işleme oranlarının düştüğü, kavga, adam öldürme ve hırsızlık gibi suçların sayısında inanılmaz ölçüde düşüşler olduğunu gerek haberlerden, gerekse televizyonlardan öğrenince, her ayımızın Ramazan olması için dua ettik.
- Kur’an ayı olan Ramazan ayında[5] Kur’an’ı daha iyi anlamaya, kavramaya ve hayatımıza uygulamaya çalıştık. Mukabele dinledik. Bazı Müslüman kardeşlerimiz mukabele okumanın yanında okuduğu Kur’an’ı anlamaya çalıştı. Kur’an’ın tercümesini de hatmetmeye çalıştı. Biz de onları örnek aldık. Bütün bunları duyduk bu sene yapamazsak gelecek sene yapmaya söz verdik.
- Ramazan ayı dışında, sinirlendiğimiz zaman bazen kötü sözler söylediğimiz olmuştur. Hâlbuki Ramazan ayında sakin olmamız tavsiye ediliyor. Orucu sadece mideye değil, gözümüze, kulağımıza, elimize, ayağımıza ve dilimize de tutturmamız gerekiyor. Bu yüzden oruç, insanı kötü söz söylemekten alıkoyar. Birisi yakışıksız bir lâf edecek veya kavga edecek olursa “Ben oruçluyum” denmesi gerektiğini[6] bu ayda öğrendik.
- Bazen dalgınlıkla oruçlu olduğumuzu unuttuk. Ama orucumuz bozuldu mu, bozulmadı mı diye bir endişeye kapılmadık ve orucumuzu tamamladık. Zira Allah’ın bizi yedirip içirdiğine[7] inandık.
- İftar vaktini beklerken ne kadar sevinçli oluyoruz değil mi? Bir an evvel ezan okunsa da dilimiz, damağımız suya hasret dudaklarımız suya kavuşsa diye... Aklımıza hemen Peygamber Efendimiz’in bir hadisi geliyor: “... Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri iftar ettiğinde, diğeri de Allah’a kavuştuğu vakittir.”[8] Cenab-ı Allah bize iftar vaktinde duyduğumuz sevinci, O’na kavuştuğumuz zaman da yaşatır inşallah...
- Oruçlu iken bir şey yiyip içmediğimiz için ağzımızda tuhaf bir koku oluşuyor. Ağzımız kokuyor. Fakat bu ağız kokusu Allah katında misk kokusundan daha hoştur.[9] Bu durum Allah’ın oruçluya verdiği değeri göstermekte, ağzının kokusunu misk kokusundan daha hoş kabul etmektedir.
- Ramazan ayının bize kazandırdığı bir husus da, diğer aylarda şikâyetçi olduğumuz şeytanların bağlanması, bize vesvese verememesi, kötülük telkin edememesidir. Bunun yanında Ramazan ayında cennetin kapıları ardına kadar açılmakta ve cehennem kapıları da kapanmaktadır.[10]
- Resulullah’ın tavsiyesine uyarak sahur yemeğinin bereketinden[11] istifade etmek için kimimiz sahura kadar yatmadı, kimimiz biraz uyudu sonra kalktı ve sahur yemeğini yedi. Ehli Kitab’a muhalefet ederek, onların oruçları ile bizim orucumuz arasındaki farkın sahur yemeği olduğunu hatırladık.[12]
- Sahurda ve iftarda gerine gerine yiyip de: “Ya! İşte bunu bulamayanlar da var. Şükürler olsun. Allah bulamayanlara da versin...” türünde bir şükürde bulunmadık. Çünkü hakiki şükrün; fakire, yetime, kimsesize yediğinden yedirmekle, giydiğinden giydirmekle olduğunu kavradık.
- Mübarek Ramazan ayında oruç, iftar, teravih, vaaz, mukabele, sadaka-i fıtır, itikâf nasıl mübarekse, bunların insanı nasıl mübarek yapılabileceğini düşündük. Yani mübarek Ramazan’da, mübarek bir insan olmak için bu ayı çok iyi değerlendirmeye çalıştık. Bir aylık değil, ölünceye kadar mübarek olmaya çalışmak gerektiğini anladık.
- Evimizde ailemizle birlikte, iftar saatini bekledik. Bu arada dini yayın yapan televizyon programlarını izledik. Değerli hocalarımızın okuduğu Kur’an-ı Kerim, ilahileri ve kasideleri dinledik. İlim adamlarının sohbetlerini dinledik. Okunan ezan ile iftar duası ile oruçlarımızı açtık.
- Ramazan Bayramı vesilesiyle tebrikleştik, birbirimize dua ve mağfiret diledik. Telefon ve tebrik kutlamalarıyla toplumsal dayanışmayı, kaynaşmayı, birlik ve beraberlik duygularını en zirve noktaya taşıdık elhamdülillah... Sonuç olarak Ramazan ayı bize burada sayılmayacak kadar kazançlar sağlamaktadır. Biz burada bir kısmına değinmeye çalıştık. Gözden kaçan bazı maddeler de buraya eklenebilir. Önemli olan Ramazan ayında kazandığımız güzel özellikleri, Ramazan’dan sonra da devam ettirmektedir. Unutmamalıyız ki, her günümüzü Cuma, her gecemizi Kadir, her ayımızı Ramazan yapmak bizim elimizdedir. Yeter ki biz, bu mübarek gün, gece ve ayları değerlendirmesini bilelim. Ne mutlu, Ramazan ayına ulaşıp, onun kıymetini bilip, hakkıyla değerlendiren ve mükâfat olarak da bayrama ulaşanlara... Ne mutlu...
1. Buhari, Savm 4, Bed’ül-Halk 9; Müslim, Sıyâm 166. 2. Buhari, Savm 9; Müslim, Sıyâm 164. 3. Buhari, Salâtü’t-Terâvih 1; Müslim, Salâtü’l-Misafirin ve Kasriha, 173. 4. Tirmizi, Savm 82 (807); İbn Mâce, Sıyâm 45. 5. Bakara 2/185. 6. Buhari, Savm 2, 9; Müslim, Sıyâm 164. 7. Buhari, Savm 26, Eymân 15: Müslim, Sıyâm 171. 8. Buhari, Savm 2, 9; Müslim, Sıyâm 164. 9. Buhari, Savm 2, 9; Müslim, Sıyâm 164. 10. Buhari, Savm 5, Bed’ül-Halk 11: Müslim, Sıyâm 2; Nesâî, Sıyâm 5. 11. Buhari, Savm 20; Müslim, Sıyâm 45; Nesâî, Savm 18. 12. Tirmizi, Savm 17.
Kaynak:
Vehbi Akşit, Altınoluk Dergisi, Sayı: 365
İslam ve İhsan
RAŞiT TUNCA
BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik
ALLAH
BAYRAK
Radyo Karoglan
Foruma Misafir Olarak Gir
Forumda Neler Var
GALATASARAY
FENERBAHÇE
BEŞiKTAŞ
TRABZONSPOR
MiLLi TAKIM
ETKiNLiKLERiMiZ
Portal
Forum
Search
Community 
Forum Statistics
Forum Team
Calendar
Members
» Son Üye
» Toplam Konular 6,190
» Toplam Yorumlar 6,955
Read More / Comment 
